top of page

Batık bir Girişimin Röntgeni

1 Nis
5 dakikada okunur
Görseli Gemini ile oluşturdum :) Tüm kişiler ve şirketin adı temsilidir. Hatta arka plandaki tablo bile. Bunların hiçbiri gerçek değil.
Görseli Gemini ile oluşturdum :) Tüm kişiler ve şirketin adı temsilidir. Hatta arka plandaki tablo bile. Bunların hiçbiri gerçek değil.

Bir insan büyüdüğünün nasıl farkına varır? Peki ya olgunlaştığının? Herhalde en belirleyici olanı fiziksel özellikler. Erkekler için sakal çıkmaya başlayınca büyüyorsunuz, sakal ağarmaya başlayınca da olgunlaşıyorsunuz demektir. Zihinsel özellikler de oldukça ön planda: Dünyayı değiştireceğinizi, gerçekten isterseniz başaramayacağınız hiçbir şey olmadığını düşünmeye başladığınızda büyümüşsünüz, 'ben elimden gelenin en iyisini yapayım yeter' dediğinizde de olgunlaşmışsınız demektir. Fakat benim en sevdiğim kişinin toplum içindeki konumlanmasının evrimleşmesi. Basitçe şöyle:


Lise zamanları: Haydi gelin CS 1.6 oynayalım.

Üniversite zamanları: Haydi gelin parti yapalım.

Üniversite biterken – Mezuniyetin ilk yılları: Haydi gelin iş kuralım.


CS 1.6’nın artık esamesi okunmuyor ama ona takılmayın, başka bir oyun koyun yerine. Genel çatı yıllardır değişmedi. Hatta bir süre sonra başa dönüyorsunuz, sanki bir kısır döngüdeymiş gibi (Kendimden biliyorum. Hala ara sıra CS 1.6 oynamaya internet kafelere giderim, artık popüler olmadığı için genelde bilgisayarlarda yüklü halde bulunmaz. Yükleyen arkadaş 30’lu yaşlarındaysa yüzünden tarifi imkânsız bir mutluluk dalgası geçer).


Bu iş kurma evresinde günümüzde en revaçta hamle teknoloji girişimciliği. Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım da başarısız bir girişimin röntgenini çekmek. Arka planda neler döndüğünü anlayabilmek. Rahat okunabilmesi adına samimi bir dille yazdım. Gördüklerimden, duyduklarımdan esinlendim. Belki bir parça abartılı olmuş olabilir ama o kadar olsun artık.   


Başlayalım. Kahramanlarımız üniversiteden beri yediği içtiği ayrı gitmeyen dört kafadar (artık müstakbel ortaklar). Gelin bunlarla tanışalım:


KİM KİMDİR?


Ortak #1: İşin fikir babası, ekibin iflah olmaz Polyanna’sı. Gözü yükseklerde. Asla itiraz kabul etmez, olumsuz yorum duymak istemez. Her şey mükemmel gidecektir, o bütün hesaplarını yapmıştır, adı gibi emindir.


Ortak #2: Ekibin sesi en az çıkan ama en çalışkan, tam bir görev adamı olan üyesi. İçten içe kıskanılır ama ona ihtiyaç vardır, o yüzden fazla üzerine gidil(e)mez. Ne kadar angarya iş varsa sırtına yıkılır, arkasından “alacağım Fıstığı, vuracağım kırbacı, keh keh” şeklinde konuşulur.


Ortak #3: Toplamanın sıfır’ı, çarpmanın bir’i. Diğer ortakları lafa tutup gaza getirmekten başka bir işe yaramayan, ekibin etkisiz elemanı. Sabahın köründe herkesi bir araya toplayıp “Haydi beyler, canlanın biraz, akşama kadar 100 adet satıyor muyuz, çak çak çak” diye nutuk atıp akabinde akşama kadar bilgisayarda gizli gizli oyun oynayarak ya da kız arkadaşlarıyla telefonda konuşarak vakit geçirir. Kendisine tevdi edilen her türlü görevi ustalıkla başka birine sektirir, leke tutmaz örtüler gibidir, asla iş yaptıramazsınız.


Ortak #4: Network uzmanı. Her birinin rehberi ağzına kadar dolu çift telefon ile gezer. Giyim kuşamına çok önem verir. Kravat iğnesi, rozet, sedef kakmalı kol düğmesi, cep mendili, broş, ne bulursa takar. Ayda en az iki kez özel berberini ziyaret ederek hindistancevizi kokulu pudralı cilt bakımı, aloe vera maskesi, iple kıl aldırma gibi şeyler yaptırır. E ama normal yani, müşteri ilişkilerinde ilk intiba çok önemlidir değil mi? Öyledir tabii de genelde bu arkadaşların ortak özelliği ilk intibadan sonrasının olmamasıdır. Vitrin görevi görürler.


Çiçeği burnunda girişimimizin ilk toplantısı lüks bir restoranda yapılır. Lüks restoran derken öyle kebapçı filan düşünmeyin sakın. “Fine dining” olacak. Arka planda tatlı bir arp müziği duyulan, beyaz eldivenli salon beyefendisi garsonların servis yaptığı, masanın üzerinde ince belli sürahinin içinde portakal/limon dilimlerinin olduğu su bulunan bir yer hayal edin.


İLK TOPLANTI GÜNDEMİ


-        Girişimimize önce havalı bir isim lazım. Mümkünse İngilizce olsun, yarın öbür gün yabancı yatırımcılar şirketimize talip olursa hem onlara mahcup olmayalım, hem de toplumumuzun tüm hücrelerine nüfuz etmiş müzmin yabancı hayranlığından faydalanalım. Bir taşla iki kuş. Neyse, aceleye gerek yok. Herkes bir düşünsün, biraz daha vaktimiz var.

 

-        Evraklar hazırlanacak, gerekli yerlere başvurular yapılacak. Biraz da başlangıç sermayesi lazım. Lazım da, herkeste bu kadar para yok. Neyse, olan versin, olmayan da eşten dosttan bulup buluştursun. Eğer tedariksiz yakalanıp kuyruğu dik tutmak adına borçlanan ortaksanız “daha bir lira kazanmadan binlerce lira borca girdim, ya tutturamazsak” tarzı kötü kötü düşünceleri acilen savuşturun. Bakın Ortak #1 ne diyor?

 

─ Siz bakmayın, piyasada bu alanda ciddi ihtiyaç var. Ben etrafımda kime sorsam harika bir fikir, destekliyorum, tebrik ederim diyor. İlk etapta her 100 kişiden 20’sine satsak yılda şu kadar ciro yaparız. Bunun bir kısmını sermayeye ekleriz, özsermayesi kuvvetli şirkete hiçbir şey olmaz. Bir kısmını da reklama harcarız, bir anda viral olup yayılma ihtimalini gayet yüksek görüyorum. Paraya para demeyeceğiz.

 

(Ne yalan söyleyeyim, benim bile içime su serpildi. Hem kesin 20'yi en az diye düşünerek söylemiştir, 30, 40 hatta 50'ye kadar yolu var. Bu rahatlatıcı beyanattan sonra herkes hissesi oranında payına düşecek potansiyel kazancı düşünerek yerinde bir kıpırdanır, istemsizce gülümser. Hayallere dalınır).

 

-        Ofis olmadan olur mu hiç? Gönül plaza katı istiyor ama paraları denkleştirince bir apartman katı zor kiralanabiliyor. Olsun, en azından semti lüks. Home Office fikrini unutalım, artık modası geçti. Üstelik herkes bir arada olunca bir sinerji de yaratılmış oluyor. Bir iki aylık kira bedeli mevcut. Sonrasına bakılacak. Tabii daire sahibinin bu durumdan haberi bile yok. Ne güzel şey şu asimetrik bilgi!

 

- Yahu böyle olmadı sanki. Herkes ortak, çalışan yok. Ekipsiz müdürler gibi olduk. Bize bir de çalışan lazım. En başlarda gerçek anlamda patron (kendi kendinin patronu veya tek kişilik şirketin CEO’su olanları kastetmiyorum) olma fikri kulağa oldukça hoş gelse de eleman çalıştıran büyüklerden bir sorup bin işitildiğinde bu fikir geçici olarak rafa kaldırılır. Bir de üstüne “daha bizim etimiz de budumuz ne, işi biraz büyütelim de ondan sonra bakarız” gibi tevazu soslu cümleler kurulur, karakter okşaması yapılır.

 

- Ekip fotoğrafı da çok önemli. Etkisiz eleman araştırmış, mavi renk güven telkin edermiş. Kırmızı tutkuyu, yeşil dengeyi, sarı ise neşe ve enerjiyi temsil edermiş. 'Ne bu böyle, Teletubbies gibi' derseniz şöyle bir önerisi de varmış: Herkes baştan aşağı siyah giysinmiş, bir etkisi yokmuş ama modaymış işte, o ne yapsınmış. Tamam, üçünüz yan yana durun, ben de en uzun boylu kişi olarak ortada çömeleyim. Kollar göğsün üzerinde kavuşturulacak. Yüzlerde zafer gülümsemesi. Cheese!


- Güzel bir internet sitesi şart. Mecburen dışarıdan hizmet alınacak ama sadece tek seferlik bir tasarım ücreti verilecek. Gerisini halledeceğiz. Çok yetenekli yazılımcı arkadaşlarımız var. Bu arada, unutmadan, tanıdık muhasebeci de ayarlandı. Biliyorsunuz, özellikle küçük şirketlerde muhasebeci insanı vezir de eder rezil de. En az paraya en kaliteli hizmeti alacağız kendisinden. Üstelik son derece de güvenilir.


- Yahu Allah aşkına arkadaşlar, Excel mi kaldı PowerPoint mi? Yapay zekâ her şeyi hallediyor. Bedava versiyonunda ucundan bir koklatıp asıl iş yapan versiyon için yeşil yeşil dolarlar isteyen bir araba dolusu 'hizmet' satın alınır. Hayır işte, paramızı çarçur etmiyoruz. Lütfen bunları yatırım addedelim.


- Haftaya müşteri ziyaretlerine başlıyoruz. Randevular ayarlandı bile. Hakkımızda hayırlısı olsun.


6 AY SONRA…


Kapış kapış gidecek diye ümit edilen ürünü her 1,000 kişiden birine bile satamayınca panikleyip “yahu acaba bir kampanya mı yapsak, olmuyor böyle” denerek fatura kesilecek günah keçisi aranmaya başlanır. 'Bu işin fizibilitesini sen yaptın, ne biçim iş yapıyorsun arkadaş' diye ortak #2 “haşlanır”. Haydi potansiyel kurumsal müşterileri anladık, çay-kahve ikramlarıyla 'çok beğendik, mutlaka irtibatta kalalım' tarzında sepetlediler. İnternet sitesine de doğru düzgün giren yok, düşen mesajlar “çok iyi SEO optimizasyonu yapıyorum, üstelik çok uygun fiyata” ile genellikle Uzakdoğu ülkelerinden gelen spam reklamlardan ibaret. Ofis telefonu derseniz, zırt pırt para isteyen tanıdık muhasebeci ile sürekli küfredilip bloklanan ama bir türlü önlenemeyen “internet tahahhüdünüz doldu” sesi dışında çalmıyor.

 

Öğle yemeklerinde atıştırmak için sokak aralarında ne kadar ucuz fast food’cu varsa keşfedilmiş, goralı sandviçini üç beş lira indirimli almak için 40 yıllık esnaf havalarında “abi işler nasıl gidiyor, piyasa berbat gerçekten” muhabbetlerine girilmiş. Networkçü ortağın yanlışlıkla ağzından kaçırıp “yahu biz işadamıyız, en azından ayda bir de şu ilk göz ağrımız olan restorana uğrayalım” demesiyle komple üstüne çullanılmış. Gözleri bir daha o restoranı görmesin!


Evet, buraya kadarmış. Büyük gürültüyle piyasaya adım atıp tebrikleri kabul eden girişimimiz sessizce batmış bulunuyor. Bundan ders alındı alındı, yoksa yeni bir fikir ateşlenene kadar beklenecek. Ne gibi dersler alınması gerektiği de bir sonraki yazıda gelecek.


♫ Rockabye, baby, rockabye

I'm gonna rock you

Rockabye, baby, don't you cry (badda-bang-bang-bang, alright then) ♫

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
© 2025 by Barış Yalın Uzunlu
bottom of page